KEMALİZM YORUMLARINDAKİ YALANLAR YANILGILAR SAPTIRMALAR

KEMALİZM YORUMLARINDAKİ

YALANLAR YANILGILAR SAPTIRMALAR

 

Türk halkı arasında bir anket yaparak birbiri ardına iki soru yöneltsek;

1- “Müslüman mısınız?..”

2- “Atatürkçü müsünüz?..“

 

Her iki soruya da yüzde doksanın üzerinde “evet “yanıtı çıkar…

Bu iki sorunun birbiriyle bağlantısı yoktur. Hem Atatürkçü hem de Müslüman olmak çok doğaldır. Verilen yanıt bu anlamda doğrudur.

İnsan kendini nasıl görüyorsa öyledir.

 

Fakat; yalan, dolan, talan, vurgun, ticari ayıp, emek sömürüsü, hırsızlık, haksızlık, din sömürüsü vb.. gibi inanca ve hukuka aykırılıkların yoğun olduğu bir ülkede nerdeyse bütün insanların “müslümanım “ demeleri gerçekten doğru mudur?.. Bunu vicdanlara bırakıyorum…

Türk devrimini anlamayan, kavramayan, o yolda katkı vermeyen insanların; rejimi dinselleştiren, yabancı hayranlığına kapılmış, kendine güvenmeyen, başkalarından bekleyen, gerektiğinde sömüren, köşe dönücülüğü benimseyen ve Kemalist ilkeleri yok etmeye çalışanların çoğunluk oluşturdukları bir toplumda ezici bir şekilde “Atatürkçüyüm” demesi doğru olabilir mi?..

Bunu da insaflara havale ediyorum…

Her iki sorunun da gerçek yanıtı aslında “hayır, değilim” şeklinde bir itiraf olmalıdır…

 

İlk soru konumuz dışında kalıyor.

Bu yazıda ikinci sorunun yanıtını irdeleyip incelemeye çalışacağız…

Öncelikle belirtelim ki bu inceleme ve analiz bilimsel bir makale değildir. Ortaya konan fikirler  bir yaklaşımdır. Benimsenir ya da benimsenmez. Amaç ufuk açıcı olmaya çalışmak ve düşündürmektir. Aşağıda ele alınan her başlık için araştırmalar yapılıp kitaplar yazılabilir. Yazımızın kapsamı oldukça geniş olduğundan konular zorunlu olarak kısa ve öz tutulmuştur…

 

KEMALİZM KONUSUNDAKİ YALANLAR YANLIŞLAR VE YANILGILAR:

 

1- Tarihsel gerçeklik büyük halk kitlelerinin olayları, tarihi gelişmeleri, ideolojiyi    bilemedikleri için aldatıldıklarının örnekleriyle doludur. Türk halkı aldatılmaktadır:

 

Halk Atatürk’e büyük bir saygı ve hayranlıkla gönülden bağlıdır. Ülkemizi yönetenlerin Atatürk’ün açtığı yoldan yürümelerini, birlik içinde kalkınarak çağdaşlığa ulaşmayı istemekte, özlemekte ve beklemektedir. Ne var ki; eğitim ve donanım bakımından geri bıraktırıldıkları için her zaman kandırılmaktadırlar. Gerici, işbirlikçi egemenler ve siyasi partileri, halkın Atatürk sevgisini kötü niyetle kullanarak iktidar olmanın bir aracı haline getirmişlerdir.

İktidar olunca Atatürkçülüğe aykırı ne varsa yapılır. Üstelik yine Atatürkçülük adına halka yutturulur. Halkın kafasında sorular oluşsa da derinlemesine analiz ve sentez yapamadıklarından aldatma devam eder.

Halk 2007 genel milletvekili seçimlerinde AKP iktidarının Atatürkçülüğe karşı olmadığına parti mitinglerindeki bayrak gösterileriyle, “tek millet, tek vatan, tek bayrak..” söylemleriyle inandırılmıştır. Kemalizm’in sağladığı her anlamdaki çağdaşlıktan yararlanan büyük bir kitle bütün yaşananlara karşın laikliğin tehlikede olmadığını, ulusal bağımsızlığın korunduğunu düşünmektedir...

 

Asıl sorun kendisini Kemalist olarak gören, Kemalizm için uğraşan aydın kesimlerdeki ayrışmalardır.

Kemalizm konusunda iddiası olan her insan ve her grup kendisini bu konuda fetva makamı gibi görmektedir. Siyasi partilerde ve aydınlar(!.)  arasında itiş, kakış ve karşılıklı suçlamalar sürerken halkın bu konuda hata yapmama şansı sıfırdır…

 

Son yıllarda çoğalan Kemalist gruplar gençler arasında yaygınlık kazanmaktadır. Olay sevindirici bir gelişme olmakla birlikte bu grupların birbirlerine karşı aldıkları tavırlar yarardan çok zarara yol açmakta, amaçtan uzaklaşılmakta, atomize olunmakta ve güvensizlik ortamı yaratılarak karşı güçlerin işi kolaylaştırılmaktadır.

 

Kuşkusuz Kemalist gruplar arasındaki bu tartışma ve ayrışmaları kötü amaçlarla yorumlamak yanlış olur. Fakat bunları sırf gençlik heyecanından kaynaklanan yanılgılar olarak görmek gerçeğe yüz çevirmek olacaktır.

Bu gruplara yön ve yol gösteren çevrelerin iyi tanınması ve sorgulanması çok önemlidir...

Ortak amaç Kemalizm’de birleşmek olduğuna göre geniş bir çerçeve ve anlayış içinde, kavga yerine ortak noktalarda buluşarak, diyalog yaratılarak bütünleşmeye çalışmanın en doğru yaklaşım olduğunu inanmak ve bu olanağı bir an önce kullanmak tek seçenektir.

Yoksa, Kemalistlerin bile birbirleriyle anlaşamadığı bir ortamda, Türkiye’nin Kemalist yönde birleşmesini ve ilerlemesini istemek, sadece bir hayalolarak kalır…

 

Bu bağlamda kendilerine Atatürkçü (Kemalist) diyen kişi ve grupların bazı yanılgı ve yanlışlarına göz atmak , farklılıkları konuşmak ve özeleştiri yapmak yarar sağlayabilir.

Bu yolu denemek ve bir aşamaya ulaştırmak, başta bütün art niyetlilere, bütün yerli-yabancı servislere ve karşıdevrim güçlerine vurulacak ilk darbemiz olacaktır.

Bu yazıda kendisini Atatürkçü (Kemalist) olarak gören kesimler arasında görülen bazı farklılıkları ele aldım.

Bu konularda sağlanacak bir birliktelik, satılmış kalemlerin, Kemalizm karşıtı kişi ve grupların karşısında her yerde büyük bir güç olarak ortaya çıkmanın ilk ve en önemli koşuludur.

 

1-  Kemalizm’i sağ ya da sol şablonlara oturtma yanlışı:

 

Çoğu aydın ve yazar Kemalizm’i kategorize ederek sosyalist literatüre göre kolaycı bir şekilde tanımlamaktadır. Oysa Kemalizm ne sosyalizm ne kapitalizm değil üçüncü bir yolun öncülüğüdür. İlerici- devrimci, öncü bir ulusal kurtuluş hareketi olduğunun, kendine özgü bir devrim modeli oluşturduğunun önemi büyüktür.

Kemalizm’i sağ ya da sol’a kopyalayıp yapıştırmak, sıradanlaştırıp birçok yönleriyle benzeşmeyen toplumsal hareketlerin içinde görmeye çalışmak son derecede sakıncalıdır. Kemalizm’in özgün ve öncü nitelikleriyle evrensel bir model olduğunu unutmamak gerekir.

Ayrıca Marksizm ve dünya sosyalist hareketleriyle Kemalizm’i ilişkilendirmek bir saptırma yöntemidir.

 

3- Sosyal demokrasiyi Kemalizm’in yerine ikame çabası:                                                                           

 

Bir ulusal kurtuluş devrimi olarak ortaya çıkan Kemalizm ile Avrupa sınıf savaşımında bir “uzlaşma” olan sosyal demokrasi birbirinden tamamen farklıdır. Sosyal demokrasi Marksist kaynaklıdır. Emekçilerin artı değerden (sömürüden) pay almasıyla var olmuştur. Dünyanın ezilen ulusları sosyal demokrasi için sorun değildir. Avrupa dışındaki sömürülen emekçi kesimlerle de hiçbir bağı yoktur. Onların sömürülmesi sorun bile değildir.

Kemalizm ise tam tersine bir ezilen ulus ideolojisidir. Dünya çapındaki asıl sömürüyü, proletarya- patron çelişkisinde değil, gelişmiş merkez (semiferi) ülkeleri ile ezilen uluslar (periferi) arasındaki çelişkilere bağlar. Metropol ülkelerin her türlü güce dayanan haksız saldırıları karşısında mazlumların ideolojisidir.

1960’ların ikinci yarısında CHP içinde “ortanın solu” sloganıyla yükselen “sosyal demokrasi” söylemleri Avrupa öykünmeciliği şeklideki bir küçük burjuva hareketidir. Avrupa’da emekçi örgütleriyle organik bağı olan bu hareketin Türkiye’de emekçi kesimlerle hiçbir bağı yoktur. Emek, özgürlük, demokrasi, paylaşım gibi sosyal demokrasinin evrensel ilkelerini öne çıkarmak Türkiye’de bir özenti olmaktan öteye gidememiştir. Çünkü, Türkiye gelişmiş bir kapitalist – emperyalist ülke değildir. Sınıf çatışmaları yaşamamıştır. Bu öykünmeci görüş, bugün de Kemalist mirası sosyal demokrasi içinde yaşatmaya çalıştığını iddia ederek, aslında Kemalist devrimin göz ardı edilmesinde etkin rol oynamaktadır.

Bu durumda sosyal demokrat olduğunu söyleyenlerin aynı zamanda da Atatürkçü olduklarını iddia etmeleri büyük bir çelişkidir.

 

4- Kemalizm’i bir Osmanlı modernleşmesi olarak yorumlamak:

 

Bu görüşte olanlar Kemalist kadronun Osmanlının son döneminde yetiştiğini, aslında birer Osmanlı olduklarını, tarihsel sürecin bir bütün olarak geliştiğini- devrimi kabul etmeyerek- , Kemalist atılımların 19. yüzyılda başlatılan reformların devamı olduğunu iddia ederler. Bunlar Osmanlıcı, liberal ve dinsel oluşumlardır. M. kemal’i 1923’e kadar benimser ve 1923-1938 arasındaki Atatürk’e karşıdırlar. Kemalist devrime karşıdırlar. M. Kemal’e saygılıymış gibi davranırlar. 1923’te M. Kemal’den ayrılan ve bugüne kadarki sağ iktidarları oluşturan ana fikrin kaynağı bu görüştür.

 

5- Irkçı, turancı ve şoven Görüşleri Kemalizm’le örtüştürmek :

 

Özellikle dil ve tarih çalışmaları sırasında ulusal bilinci yükselterek kaynaşmış bir ulus yaratmak amacıyla - çünkü Türk ulusu kendi tarihsel ve kültürel varlığının farkında ve bilincinde değildi-  Atatürk’ün Türk ulusu için söylediği övücü ifadeleri ve gösterdiği bazı erekleri kendi amaçları için kullanan siyaset erbabı – ki bu da bir Atatürk sömürüsüdür- bunalım yıllarında dış desteği de yanlarına alarak güçlendi.

Kendini “Atatürkçü” olarak da tanıtan bu kesim altı ok’u dokuz ışığa çevirirken, Kemalist ilkeleri ve Kemalizm’i bütünleyen öteki ilkesel görüşleri göz ardı edebilmiştir. Ve Atatürk’ün önüne Atsız gibi öğretmenlikten öte özelliği olmayan insanların görüşlerini koyabilmiştir. Bugün de ne Türk devrimini ne de dünyayı algılamaktan uzak genç insanlar böyle bir çizgiyi savunabilmektedirler.

Bu devrim sapmalarının Kemalizm’le hiçbir ilgisi yoktur.

Tam bir kafa karışıklığı olan Türk-İslâm sentezi fikri bugün de terkedilmiş değildir.Üstelik on yıllarca egemen olmuştur. Özal döneminin en büyük destekçileridir. Ayrıca “milli görüş (!)” çizgisinden gelen bugünkü “ılımlı dinci” iktidara, önceki on yıllarda din ve siyaseti birbirine karıştırarak – istemeden de olsa- taban yaratmışlardır.

Oysa Kemalist ulusalcılıkta din  ulus’un yardımcı bir unsurudur. Belirleyici unsur değildir. “Yüzyıllardan beri süregelen kötülüklerin din perdesi arkasına saklananlar” tarafından tezgahlandığını, bizzat Atatürk  sürekli olarak vurgulamıştır. İnanca değil, inancın devlet işlerine müdahalesine olanak vermeyen laikliğin cumhuriyetin temel bir ilkesi olarak yerleştirildiği unutulmamalıdır.

Kemalist Ulusçuluk kavramında  ırkçılığa ve soy bağlarına yer yoktur. “Türkiye cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir “ sözü bunun en güzel ifadesidir…

Türk kökenli halklarla kültürel ilişkilerin canlı tutulması önerisine gelince, bunun doğal bir dilek olduğu kabul edilmelidir.

Kemalist ulusçuluk, yalnız dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan Türk kökenli halklarla değil, bütün uluslarla barışçı, eşit, kardeşçe ve hakça ilişkiler sürdürülmesini gerektirir. Bu bağlamda orta Asya’da kalan soydaşlarımızla kurulması istenen ilişkilerin ırkçı ve şoven olduğunu öne sürmek, yayılmacı emellere Atatürkçülüğü alet etmek yanlış olacaktır…

Bin yıl önce Anadolu’ya yerleşmiş Türk boylarıyla ortaya çıkan yeni Türk ulusunun geçmişi ve geleceğiyle bu yurdun öz sahibi olduğunun, sırf soya dayanan  ırkçı-şoven ve yayılmacı olmayan bir ulusçuluk olduğunun herkes tarafından anlaşılması gerekmektedir..

Zaten orta Asya’da geçmişte var olmuş  Türk devletlerinde de ailenin egemenliğinden başka bir bir unsur dikkate alınmamıştır. Modern çağda bunu ne kadar zorlasak da hem koşullar, hem de geleneksel Türk devlet anlayışımız ırkçı bir düşünceyi kabul etmemektedir.

Kemalist ulusalcılık ırka ve dine dayanmayan dünyanın en çağcıl ulusalcılığıdır.

Bu çerçeve içinde ırkçı ve dincilerin milliyetçilik söylemleri ne dünyanın ulaştığı aşamayla ne de Kemalist anlayışla örtüşmez.

Türk milliyetçiliği söylemiyle Atatürk ulusçuluğunu reddederek ıkçı- şoven ve yayılmacı görüşlerine Atatürk’ü de dahil etmeye çalışanların Türk devrimini benimsedikleri ve Kemalist (Atatürkçü) oldukları savı havada kalmaktadır…

 

6- Devrim sürecini, zamanı, ortam ve koşulları bir bütün olarak görmemek:

 

Kemalizm karşıtlarının karalama, saldırma ve saptırma yöntemleri çoktur. Özellikle demagoji,  polemik ve takiyyeyi sıkça kullanırlar. Örneğin; M. Kemal’i demokrasiyi getirmedi diye eleştirirler. Ya da, halkı kurtuluş savaşına yöneltirken kullandığı dini söylemlerini, saltanat ve hilafete ilişkin görüşlerini hep geçerliymiş gibi yineleyebilirler.

Mustafa Kemal’e başvurmak en önemli kaynaktır. O’nun süreç içinde söylem, eylem, fikir ve uygulamada ortaya koyduğu yöntemleri, ileriye yönelik amaç ve çabalarını doğru yorumlamak öncelikle devrim tarihimizin iyi öğrenilmesine bağlıdır. Devrim süreci bir bütündür. Ve bugün de bittiği söylenemez. Kemalizm ya geleceğimizde de bizi aydınlatacak, ya da tamamen ortadan kaldırılacak ve bir tarihsel anı olarak anımsanacaktır.

Bu yüzden Atatürk şöyle diyor, böyle yaptı, şeklinde örnekler verilerek yapılan sığ değerlendirmeler genellikle yanlış olmaktadır. Mustafa Kemal’in eylem ve söylemleri yirmi yıllık devrim sürecinin aşamalarına bağlı olarak hep daha ileri amaçlara yönelmiştir. Dünyadaki bütün devrimler süreç içerisinde değişiklikler gösterir, gelişir… Hiçbir devrim başta duyurulduğu şekliyle bitirilmemiştir.

 

7- Devrimcilik ilkesinin Görülmeyen Ayağı:

 

Devrimcilik ilkesinin  iki ayağı devrimi korumak ve sağlamlaştırmaktır. Üçüncü ayağı da çağa, ortam ve koşullara uyum sağlanıp geliştirilmesidir.

Şu sözleri bir düşünelim:

"Devrimler başlar, ama devrimin bitişi diye bir şey yoktur. Başlamak ve bitmemek gerek doğada, gerek toplumda devrimin, evrimle benzer olan ortak yasasıdır."

“Ben size donmuş ve kalıplaşmış hiçbir kural bırakmıyorum…. Benim mirasım akıl ve bilimdir. 

 

“Kemalizm 1930’larda kalmıştır… İçe kapalıdır.. demokratik değildir..” şeklindeki neo liberal, küresel işbirlikçi çevrelerden gelen saldırıların ne kadar kasıtlı olduğu ortadadır.

Öte yandan aynı çevreler AB’ye, küreselleşmeye, bağımsızlığın yitirilmesine karşı çıkanlara Atatürk’ü örnek gösterme gibi bir tutarsızlık içindedirler. Oysa Atatürk, ulusal bağımsızlığı ve ulusal egemenliği Türkiye cumhuriyetinin iki temel taşı olarak koymuştur. Bunlardan vazgeçmek Kemalist devleti yıkmak demektir…

6 tanesi anayasaya geçtiği için bilinen toplam yirmi kadar ilke Kemalizm’in esaslarını oluşturur. Bunları her zaman bir bütün olarak görmek, birini yaparken diğerini yıkmamak gerekir.

Kemalizm, ilkelere bağlı olarak çağa, ortam ve koşullara göre yorumlanmalıdır. Kemalist devrimcilik  bunu gerekli kılmaktadır.

Bu yönde çaba harcayan kişi ve gruplar bulunmaktadır. Soyut ve kalıplaşmış sözler yerine projeler üretilmeye çalışılmaktadır. Ancak, egemen medya ortamı bu sesleri duymak bile istememektedir. Bu çalışmaların sahipleri, kendilerine “Kemalist “ diyen bazı gruplar tarafından da “layt Atatürkçü, mason, revizyonist vb... “  iltifatlara boğulmaktadırlar!...

Demek ki Kemalizm’i ve Kemalist dönemi kavramak, sürekli yinelemek yetmemektedir.

Bu yinelemeler ufku açmak yerine 1980 cunta başının yaptığı gibi bıkkınlık ve soğukluk yaratmaktadır…

Bunun yerine Kemalizm’i özüne bağlı kalarak yorumlamak ve projeler üretmek yapılacak en doğru iştir.

 

8- Kemalizm Bir İdeoloji değildir yanılgısı .

 

Atatürk ve Türk devrimini mollalar gibi “yüzünden okumuş” ve ezberlemiş, tarih ve Atatürkçülük kitapları yazmış kimi profesörler de Kemalizm’i “döneme ait pratik ve pragmatik uygulamalar, çözümler..” olarak tanımlamaktadırlar.

1950’li yıllarda başlayan ve sadece Mustafa Kemal’in kişisel özelliklerine indirgenmiş bir Atatürkçülük anlayışı bugün de vardır. Bu profesörlerin siyasi iktidarların bakış açılarına göre yazdıkları kitaplarında Atatürk övülmüş ve Atatürkçülük basitleştirilmiştir. Yetişen kuşaklar da bundan olumsuz etkilenmişler, Kemalizm’in büyüklüğünü kavrayamamışlardır. Bu yüzden, kendi topraklarımızdan fışkırıp dünyayı etkileyen büyük bir ideolojiyi kendimiz önemsiz görme aymazlığı içindeyiz. “Atatürk batıyı göstermiştir, çağdaş uygarlık Avrupa’dır “ şeklindeki demagojiler ve siyasi partilerin AB hayranlıkları Kemalizm’i kavrayamamış olmanın, basitleştirmenin sonuçlarıdır…

 

9- Kadro  ve Yön Hareketlerini Doğru Yorumlamak :

 

1930’lu yıllarda kadro dergisi, 1961’de yayına başlayan YÖN ve sonraki yıllarda TÜRK SOLU dergisi ve DEVRİM gazeteleriyle sürdürülen Kemalizm yorumları Kemalistler için çok önemli kaynaklardır.

Ancak bu hareketleri birbirlerinden ayıran özellikler unutulmamalıdır.

 

Kadro dergisi (1932-1934) Mustafa Kemal’in denetiminde iki buçuk yıl boyunca Kemalizm’i kuramlaştırmaya çalıştı. İdeolojiyi çerçeveledi. 1930’lu yılların koşulları içinde amaca ulaştı.Siyasal ortamın gerilmesi üzerine Mustafa Kemal tarafından uyarıldı ve kapatıldı.

 

1961-1971 arasında Doğan Avcıoğlu’nun yönetimindeki Yön, Türk Solu ve Devrim’le Kemalizm’e yeni bir yorum getirildi.Bu yorumun en özgün ve en kısa tanımı da Avcıoğlu tarafından yapıldı:

“… Mustafa kemal’in başlattığı ulusal kurtuluş devrimi yarı yolda bıraktırılmış ve yolundan saptırılmıştır. Söz konusu olan Atatürk’ün başlattığı ulusal kurtuluş devrimini günümüz koşullarında bütün sonuçlarıyla gerçekleştirmektir.( D. Avcıoğlu, devrim üzerine,sf, 10, şubat 1971 )

Bağımsızlık ve ekonomik kalkınma öncelik taşımaktadır. Bunun için, “.. kaynakların ekonomik kalkınma yönünden en rasyonel biçimde dağılması ve kullanılması…” zorunludur. (age,sf, 72 )  

Toplumsal devletçilik zorunludur… Toprak reformu zorunludur. Ağır sanayi, savunma ve stratejik alanlarda özel sektör olamaz.

 

Yön hareketinin devrim anlayışına göre çağımızda iki tip devrim vardır:Ulusal kurtuluş devrimleri ve sosyalist devrimler… Türkiye Atatürk’ün ulusal kurtuluş devrimi aşamasını tamamlayamamıştır…

Kısaca, Türkiye’nin bağımsız ve gelişmiş, bir ülke olabilmesi için Ulusal Demokratik Devrimini (Kemalist devrimi ) gerçekleştirmekten başka seçenek yoktur.

Yön hareketinde bir sosyalist devrim amaçlanmamaktadır… Sınıf mücadelesi yoluyla devrim savunulmamaktadır. Bu yüzden dönemin sosyalist akımlarından ayrılmıştır.

 

Günümüzde Kadro ve yön geleneğinden geldiklerini ve Kemalist olduklarını söyleyen gruplar sol ve sosyalist terminoloji ve jargonları sıkça vurgulamaktadırlar. Bu düşündürücü bir durumdur. Kemalizm’i yorumlarken benliğimizden çıkan bu ideolojiyi sanki dünya sol hareketinin bir uzantısıymış gibi görmek hatalı değil midir? Kemalizm’in özgünlüğünü, öncülüğünü, Asya tipi, geri bir üretim toplumundan çıkan özel bir devrim olduğunu anlatarak, yine bize özgü koşullarda geliştirilmesi gerektiğini vurgulamak yerine dünyadaki diğer kurtuluş hareketlerinin bir parçası gibi algılamayı ve anlatmayı uygun görüyorlar? Bu yüzden de sol ve sosyalist söylemler kullanıyorlar. Ulusalcılık anlayışı olarak Atatürkçülükte yeri olmayan şoven ve ırkçı tutumlara giriyorlar...  Mustafa kemal’in sarıldığı “ezen uluslar- ezilen uluslar” karşıtlığına gereken ağırlığı vermiyorlar.

Oysa günümüzdeki bütün bunalımlar emek-sermaye çelişkisinden, emekçilerin patronlarla savaşımından değil, emperyalizmin ülkeleri ve ulusları hedef almasından doğmaktadır.

 

Daha önce de belirttiğimiz gibi, Kemalizm’e getirilecek her yeni yorum Kemalizm’in temel ilkelerine uygun olmalıdır.  İdeolojinin ana ilkelerinden bir kısmını göz ardı eden bir Atatürkçülük tanımı yapılamaz...

 

SONUÇ:

 

Bu yazıda Kemalizm konusundaki yalan, yanlış ve saptırmaların ancak bir bölümünü ele alındı. Kuşkusuz daha birçok yalanlar, yanlışlar ve saptırmalarla bugünlere geldik. Türkiye’nin şu anda içinde bulunduğu ortam ve koşullar Kemalizm’i bütünüyle yok etmek  isteyen güçlere yaramaktadır. Bunu yapmak için bütün güçlerini kullanacaklarından kuşku duyulamaz.

Bu durumda Kemalist kesimleri bekleyen ivedi görev; aralarındaki uzlaşmazlıkları bir yana bırakarak içtenlikli bir birliktelik yaratmak ve karşıdevrime bir cephe açmak olmalıdır.

Sen-ben kavgasına, dedikodu şeklinde sürdürülen anlaşmazlıklara, suçlamalara, karalamalara bir son vermenin zamanıdır.

Kendine Atatürkçü diyen hiçbir kişi ya da grup bu görevden kaçamaz.

Daha fazla geç kalmak demek yok olmak demektir….

 

Altan ARISOY

altanarisoy@ttnet.net.tr

 

 

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !