Vatan Hainleri

Sevgili okuyucularım,

Bugün sizlere Türkiye’de ifade özgürlüğün olup olmadığını, sözde o medeniyet projesi olan Avrupa Birliği Devleti’nin ne kadar medeni olduğunu ve ifade özgürlüğünün ne kadar bulunduğunu, Türkiye’deki AB yalakacılarının ve sözde Türklerin barbar ve yasakçı bir zihniyet taşıdıkları için eleştiren, Avrupa’daki insanların ise aşırı gelişmiş sanki birer uygarlık abidesi olduğunu sanan sözde aydınların uygulamalarını ve faaliyetlerini incelemeye çalışacağım…

Orhan Pamuk’un söyledikleri,

Roman yazdığı ve edebiyatçı olduğu söylenen Orhan Pamuk, İsviçre’nin Tagesanzeiger’le yaptığı bir konuşmada, Türkiye’de 1915-1917’de Ermenilere yönelik etnik temizlik yapıldığından ve 1984 yılından bu yana da Kürtlere kötü davranıldığından söz ederek şöyle dedi:

“Bu topraklarda 1 milyon Ermeni, 30 bin Kürt öldürüldü ve benden başka hiç kimse bunu söylemeye cesaret edemiyor. O halde ben yapıyorum ve bu yüzden benden nefret ediyorlar.”

Bu konuşmada Orhan Pamuk Avrupa’yı “düşünce özgürlüğü ve demokrasisi” için övüyor ama Avrupalı gazetecinin sorularına sinirleniyor ve onu da Avrupalı saymıyor!..

“Sizi kutlarım!.. Bu söyleşide, kendimi Avrupalı değil de, bir Türk gazetecinin karşısına oturuyorum gibi hissettim.”

İsviçreli gazeteci “kendisinin Türk’e benzemediğini” söyleyince, Pamuk “Hayır ama, bu ülkede 2-3 yıl önce hortlayan milliyetçiler gibi konuşuyorsunuz…” diyor! Yani ona göre ülkeyi sevmek ölmüş bir duygu! “Milliyetçilik” ilkesi sanki Atamızın bize mirası değil, üç beş yıllık bir fikir!

En yukarıdaki sözü içinde (sözde soykırım hakkındaki sözleri) Avrupalı gazetecinin sağduyulu,

“Ama siz hala konuşuyorsunuz. İlle de başınızı derde mi sokmak istiyorsunuz?” sorusu üzerine, Orhan Pamuk “Evet…” diyor!

Başını derde sokmaya meraklı olan Orhan Pamuk’un bu sözleri Aktüel dergisinde yayımlanınca, hakkında, Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 310-1 maddesi uyarınca 1 yıla kadar hapis istemiyle, 30 Haziran 2005 tarihinde dava açıldı. Böylece Pamuk istediğini gerçekleştirmiş oldu..

Yalan aynı yalan sayılar şişirme!

“Beyoğlu’nda 2 Kasım 1918’de Rumlar şenlikler yapar, Türkler elemden ağlarken Patrikhane’de mühim bir toplantı olmuştur. Burada alınan kararlara uygun olarak Aydın mebusu Emanuelis, İzmir mebusu Mimaroğlu ve Çatalca mebusu Dimitriyadis ertesi gün, üyesi bulundukları Osmanlı Devleti’nin Parlamentosu’nda, Damat Ferit’in önce temas ettiği, azınlıkların katliamı konusunu bir takrirle getirmişler, suçluların cezalandırılmasını istemişlerdir. Türkler’in bir milyon Ermeni’yi imha ettiklerini, “40 asırdan beri memleketin medeniyet unsuru” olduğunu söyledikleri Rumlar’dan 500 bininin imha, sürgün ve emlakinin de müsadere olunduğunu iddia etmişlerdir.” (16 Mayıs 1919, İstiklal Harbi Gazetesi)

Sözde soykırım şimdi de Kürtlere yapılmış… Heyhat!

Hrant Dink’in Söyledikleri,

Türkçe ve Ermenice yayımlanan Agos Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, Yahudi Soykırımı ile sözde Ermeni soykırımını arasında benzerlik olduğunu belirttiği “Ermeni Kimliği Üzerine” başlıklı yazı dizisinde, 13.02.2004 tarihinde şunları yazdı:

“Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur.”
“Ermeni kimliğinin bugünkü yapısını şekillendiren ve Ermeni kimliğinde bir tür kansorejen tümör işlevi gören asıl etken “Türk” olgusudur.”

Bu ifadeler nedeniyle Hrant Dink hakkında, eski Türk Ceza Kanunu’nun 159. maddesi, Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 301. Maddesi uyarınca, “Türklüğü alenen aşağılama” suçundan dava açıldı. Yargılama yapıldı ve Hrant Dink 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ceza ertelendi…

Elif Şafak’ın söyledikleri,

“Baba ve Piç” adlı romanı okudunuz mu? Aylarca liste başı kaldı bu kitap… Hangi gazetenin kitap ekine baksam liste başı… Bu kadar gaz verilir mi birine? Veriliyor işte! Bu kitapta Türkleri “soykırımcı kasap” olarak gösteriyor yazar Elif Şafak:

“Bütün akrabalarını 1915’te kasap Türkler’in ellerinde kaybetmiş soykırımzede bir sülalenin torunuyum.”

Bu cümleden dolayı Elif Şafak’a 301. maddeden yargılandı ve suçsuz bulundu! Nasıl mı?

“Roman karakteri bunu söylüyor, ben değil” diyerek…

Gazi Üniversitesi’nden Prof. Dr.(!) Atilla Yayla’nın söyledikleri,

“Amerika’nın Kurduğu Parti”nin bir gençlik kolu etkinliğinde konuşan Atilla Yayla:

“Kemalizm gericiliğe karşılık gelir.” Dedi…

Bir sürü tartışma çıktı, yaygara kopartıldı.. Peki sonuçta ne oldu? Hiç… Atilla Yayla hala Gazi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır, ve profesör ünvanı yerli yerinde…

AKP’li Belediye Başkanı Cuma Bozgeyik’in söyledikleri,

Selanik’teki Atatürk’ün doğduğu evi ziyaretten dönerken, otobüste Atatürk ile alay ve hatta hakaret eden bu AKP’li zat ne oldu?

Cuma Bozgeyik’in anlattığı bu fıkrayı buraya alamam. Çünkü bu yayın ilkem ile bağdaşmaz! Kalleşler kalleşlik yaptıkları yerde kalacaklar!

Ertuğrul Özkök’ün söyledikleri,

Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök, sanırım Türk Milleti’nin kutsal saydığı üç şeyi bilmiyor olsa gerek ki, “Üç Güzel Bayrak ve Milli Marş” adlı 8 Mart 2006 tarihinde bir yazı yazdı:

“Türkiye’de milli marşın okullarda zorunlu olarak öğretilmesini gerektiren bir kanun var mı? Dün bu konuyu araştırdım ve olmadığını öğrendim.”

Özkök! Kanun olmasına gerek var mı? Bu Millet’in başından geçen olayları anlatan en güzel yapıttır “İstiklal Marşı”mız ve her Türk evladının öğrenmesi gereken bir eserdir.

Bir Milleti Millet yapan en önemli üç şey:

• Vatan’dır
• Bayrak’tır
• Milli Marş’tır

Ayrıca Milli Marş’ımız, Anayasamızın daha 3. maddesinde güvence altına alınmıştır. Siz herhalde yasaları sondan okumaya başladınız…

Yaşar Kemal’in söyledikleri,

Yaşar Kemal, pek çok defa Nobel Ödülü’ne aday gösterildi… Ama söyledikleri Orhan Pamuk kadar etkili olamamış ki Orhan Pamuk ödül alırken Yaşar Kemal de hava gazı almıştır…

13 Ocak 2007’de “Gerillanın adını terörist koyduk!” diyerek PKK’yı açıkça savunan Yaşar Kemal, Türk Ceza Kanunu’na göre, ”terör ve teröristi alenen övme” kapsamında yargılanmadı… Ama söyledikleri bununla kalmadı:

“Gerillanın adını terörist koyduk. Bundan da bir umut bekledik. Sözcükler her zaman, her koşulda değişebilir ve bir gün işe yaramaz olur.(..) Kendi halkıyla savaşan bir ülke olduk.(..) Ey milliyetçi ırkçılarımız, dünyada bir tane dostumuz varsa, o da Irak Kürtleridir.(..) Bir insana, bir halka ne yaparsanız yapın, ama onuruyla oynamayın. Bu benim gençliğimden bu yana dilimde pelesenk ettiğim bir sözümdür. Bizim yöneticiler bunun tersini yaptılar. Halka etmediklerini bırakmadılar. Yüreğim yanıyor bunları söylerken, ben bir yazarıyım çünkü bu halkın.” (Gerillanın Adını Terörist Koyduk, Hürriyet Gazetesi, 14 Ocak 2007 s.1 ve 22)

Başkent Ankara’da Nadire İçkale’nin İçkale Oteli’nde yapılan ve DTP (Demokratik Toplum Partisi), İHD ( İnsan Hakları Derniği), ve Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’in ön plana çıktığı “Türkiye Barışını Arıyor” adlı toplantıya, Türkiye Cumhuriyeti Yargıtay’ına bir dönem başkanlık yapmış olan Sami Selçuk da katıldı ve konuşmaları dinledi!

Yaşar Kemal bu toplantı da böyle konuştu:

“Binlerce çiçekli bu bahçeden bir çiçeği kopararsanız bir kokudan, bir renkten mahrum kalırsınız” dedi.

Leyla Zana’nın söyledikleri,

1991 seçimleri sonrası 6 Kasım Çarşamba günü TBMM’de milletvekili yemin töreni yapılıyor… Koalisyon ortağı SHP listesinden milletvekili seçilen eski HEP (-Halkın Emekçi Partisi- tescilli hainlerin örgütü PKK’nın siyasi organı olarak çalışıyordu, 1990 yılında SHP’den ayrılan 10 milletvekili tarafından Fehmi Işıklar başkanlığında kuruldu; Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılma tehlikesine karşı 1991’de adını DEP –Demokratik Halk Partisi- olarak değiştirdi) milletvekilleri “Kürtçe yemin” ediyordu…

TBMM’ye gelen Leyla Zana, Hatip Dicle ve beş arkadaşı, PKK’yı simgeleyen renklerden oluşan yaka mendilleri, saç bandı ve PKK rozetleri taşıyorlardı!…( Erkek milletvekillerinin ceketlerinin mendil ceplerinde PKK bayrağının rengini taşıyan sarı-yeşil-kırmızı renklerden oluşan mendiller, yakalarında ise PKK rozetleri, Leyla Zana’nın başında da aynı renklerden örülmüş bir bant ve yakasında da iğnelenmiş bir mendil bulunuyordu. Hatta Diyarbakır SHP milletvekili ve Divan üyesi Sedat Yurttaş yakasında da PKK rozeti vardı.)

Leyla Zana Genel Kurul’da İstiklal Marşı okunduktan sonra, salona girdi. Ayrıca Aykut Edibali, Alparslan Türkeş ve Necmettin Erbakan da İstiklal Marşı okunduktan sonra Genel Kurul salonuna girdiler… Leyla Zana’ya yemin sırası geldiğinde, önce Hatip Dicle kürsüye çıktı ve aynen şunları söyledi:

“Biz ve arkadaşlarım bu metni, Anayasa baskısı altında okuyoruz!”

Bu sözlere SHP ve özellikle ANAP sıralarından hiçbir tepki gelmedi. DYP milletvekilleri ise masalara vurularak, sürekli olarak protesto ettiler. Hatip Dicle’yi konuşturmadılar.

Hatip Dicle, milletvekili yemin metnini iki kez okudu ve her defasında “Anayasamıza aykırı olarak” eklemeler yaptı ve yemini geçersiz sayıldı. Saat 18:14 sıralarında kürsüye gelen Leyla Zana ise “Kürtçe yemin etti ve sonunda Kürtçe slogan attı!..”

Leyla Zana’nın Kürtçe ne dediğini kimse anlamadı. Katipler de Kürtçe bilmediği için zabıtlara

“Leyla Zana anlaşılmayan bir dilde bazı kelimeler kullandı!” diye geçirdi…

Tüm bunların yaşanmasının nedeni, yani bu PKK’lı teröristlerin Türk Ulusu’nun Meclisi’ne girmelerinin sebebi, SHP’nin HEP’lilerle koalisyona gitmeleridir. SHP’nin başında oturan İsmet Paşa’nın oğlu Erdal İnönü her ne pahasına olursa olsun meclise girmek istiyordu… Sonunda bu amacına ulaştı. Bu nedenle parti içindeki liderlik yarışında muhalifi Deniz Baykal’a karşı Ocak’ta toplanacak Olağanüstü Kongre’de bir tek oya bile ihtiyacı vardı. İnönü, oy kaybına uğramamak için HEP’liler ne yaparsa yapsın onlara şirin gözükmek istiyordu… Yani oy karşılığı ülkenin bütünlüğüne resmen kastediyordu!

Leyla Zana bilindiği gibi “Bölücü terör örgütüne üye olmak ve devletin bölünmez bütünlüğünü bozmak” suçundan mahkum olmuştu…

Ama daha önce Cumhurbaşkanı Özal’ın geleneksel yılbaşı resepsiyonlarının birincisi 8 Ocak 1992 Çarşamba akşamı Çankaya Köşkü’nde verdiği yemeğe katıldılar…

Yani dağdaki haydut, eli kanlı teröristler meclise girmekle kalmadı, Atamızın ikamet ettiği köşke, Çankaya’ya da adım attılar!!!

Hatip Dicle’nin söyledikleri,

SHP’nin milletvekili Hatip Dicle, “Türkiye’yi böleceklerini” ve “bağımsız bir Kürt Devleti kuracaklarını” yurt dışında açıkları.

Dicle, Belçika’da yayınlanan Le Libre Belgigue Gazetesi’ne verdiği demeçte,

“1923’ten bu yana ulusal Kurtuluş Savaşı verdiklerini, Lozan Antlaşması’nın Kürdistan’ı böldüğünü, bir Kürt Kürdistan’ı olmadığını” söyledi…

Ayrıca;

“Türkiye’ye NATO silahı vermeyin. Türkiye NATO silahını Kürtlere karşı kullanıyor. Bu silahları Türkiye’ye vermemek lazım. Silahı sevmeyiz ama kendimizi savunmak için bizim silahlanmamız lazım. Barış ve siyasi çözümden yanayız. Türkiye’nin gelip bizimle konuşması lazım. Ben ve 21 Kürt arkadaşım, her an ölüm cezasına çarptırılabiliriz. Türkiye Parlamentosu’ndayız ama parlamentoda demokratik tartışma ortamı yoktur. Alernatif yok. Silahlı gerillayı desteklemek zorundayız.”

Değerli arkadaşlar,

Bunca konuşmayı bir araya derledim… Görüyorsunuz! Öylesine bir demokrasi ve ifade özgürlüğü var ki ülkemizde, herkes konuşuyor… Ama konuştuklarının cezasını çekmeye gelince nedense hep Avrupalı medeni(!) ağabeylerine sığınıyorlar, gözyaşı döküyorlar… Ceza alıyorlar AB affedin diyor…

Teröristler Türkiye Meclisi’ne giriyor, çıkar uğruna… Ne olmuş güzelim Vatanıma? Ne yapmışlar? Bunlar gizli kapaklı olan olaylar değildir. Bunlar alenen olmuş, yaşanmış olaylardır… İşte buraya da bunları yazıyoruz ki Türk Milleti’ni hala aptal olarak görenler utansın, Millet’i cahil görenler utansın!

Biz Türkler her devirde uygarlığa örnek olmuş bir milletiz! Dünya bizimle medeniyete ve kültüre ulaşmış! Ancak kendilerini çok ileri sayan Avrupalılar bizzat teröre destek vermişler, terör yaratmışlar, sırf para, güç uğruna dünyadaki tüm insanlığı kirli oyunlarına alet etmişlerdir! Bunun acı bilançosu ise iki Dünya savaşı ile özetlenebilir:

  1. Dünya Savaşı; Batılı devletlerin çıkardığı bu savaşın sonucunda 50 milyon kişi ölmüştür…
  2. Dünya Savaşı; Yine Batılı (sözde medeniyet abideleri) devletlerin çıkardığı bu savaşın bilançosu ise 30 milyon kişidir…

Evet neyse yine dönelim konumuza… Ülkemiz tam bir haklar ve özgürlükler cenneti! Diğer Avrupalı Devletlerin yasalarını inceledikten sonra hayretler içinde kalmamak mümkün değil! Bizim sözde aydınlarda yukarıda saydığım kişilerin ceza almasından pek bir muzdarip! Neymiş efendim! Tam özgürlükmüş… Neymiş efendim sınırsız ifade özgürlüğüymüş… Yahu siz hiç sınırsız özgürlük diye bir şey gördünüz mü ki? Bize ilkokuldan beri kişi hak ve özgürlüklerimizin, bir başkasının hak ve özgürlüklerinin başladığı yerde bittiği öğretilmedi mi? Siz hangi sınırsızlıktan bahsediyorsunuz?

  • Atatürk’e, O eşsiz kumandanın eserlerine sövmek mi ifade özgürlüğü?
  • Türk’e, Türklüğe sövmek mi ifade özgürlüğü?
  • Türkiye’ye, Devlet’in bölünmez bütünlüğüne, Ulusal Egemenliğe karşı çıkmak mı ifade özgürlüğü?
  • Şehitlerimize, gazilerimize sövmek mi ifade özgürlüğü?
  • Gece biz rahat rahat ”yan gelip yatalım” diye nöbet tutan askere, orduya, kumandanlara sövüp, teröristleri övmek mi ifade özgürlüğü?
  • Terörist başlarına, bölücülere, vatan hainlerine, hükümet şakşakçılarına, Yahudi uşaklarına, ABD hayranlarına, ABperestlere ödüller vermek, veren elleri alkışlamak mı ifade özgürlüğü?

Kahrolsun böyle ifade özgürlüğü… Olmaz olsun!

O sizin çok övdüğünüz Avrupa Birliği Devletlerinin yasalarına bir bakalım şimdi, nedir bu ifade özgürlüğü hangi ülkede ne kadar var?

Fransa

Avrupa Birliği Kurucu Üyesi,

Fransız yasaları;

  • Dinci ve ırkçı nefreti ifade eden yazı yazılmasını yada halka bu yönde konuşulmasını yasaklamıştır.
  • Nazi Almanya’sında Yahudi soykırımı (Holocaust) yağıldığını inkar etmeyi yasaklamıştır.
  • Türkiye’nin Ermeni Soykırımı yapmadığını söylemek yasaklanmıştır.
  • Kişilere cinsel tercihleri nedeniyle nefret içeren söz söyleme ve yazı yazma yada şiddet uygulama, hapisle cezalandırılacak bir suçtur.
  • Hükümet, yayın ruhsatı bulunan radyo ve televizyon kanallarına bile kısıtlama getirme hakkına sahiptir.
  • Devletin resmi belgelerinde ve yayınlarında, Fransızca’nın dışında bir dile ait kelimelerin kullanılması yasaktır. Ayrıca, ticari söylemlerde, yani reklamlarda da Fransızca dili dışında bir dilin kullanılması yasaktır. (Ama nedense bize gelince diğer dillerde eğitim hakkı, bilmem ne hakkıyla Türkçe yok edilmeye çalışılıyor! Devletin bakanlıkları bile İngilizce yayın yapıyor, rapor hazırlıyor. Size ilginç bir anekdot daha: Diyarbakır Belediyesi’nin Internet sayfası Türkçe, İngilizce ve Kürtçe…)

Almanya

Almanya AB üyesidir.

Alman Anayasasında;

  • Kişisel hakaretler ve nefret söylemleri (Volksverhetzung) yasaktır.
  • Neo-Nazi propaganda ve Gamalı-Haç gibi Nazi sembollerinin kullanılması yasaktır.

Polonya

Polonya AB üyesidir.

  • Katolik Kilise’sinin dinsel görüş duygularına hakaretin cezası ya hapse çarptırılmak yada en az bir gün gözaltında tutulmaktır.

İrlanda

İrlanda da AB üyesidir.

  • İfade özgürlüğü, kamu düzenini ya da kamunun ahlakını bozacak ya da Devletin otoritesini sarsacak biçimde kullanılımaz.

Vay anasını!

Herifler de öyle bir özgürlük var ki;

  • Devlet’e, Devlet’in kurucusuna/kurucularına, kurtarıcılarına sövebilirsin!
  • Ülkeyi bölebilecek yayın yapabilirsin!
  • Kendi milletine de sövebilirsin!
  • Dilini de, kültürünü de yerden yere vurabilirsin…

İşte o sizin hayran olduğunuz uygar(!) devletler ve yasalarındaki “ifade özgürlüğü”

Bizim bu yukarıda saydığımız kişilerin, Orhan Pamuk, Hrant Dink, ve Leyla Zana, ortak bir yönü var…

Ne olduğunu merak ediyor musunuz?

Orhan Pamuk, yukarıda belirttiğimiz sözlerinden sonra “Nobel Ödülü” aldı…
Hrant Dink, yukarıda belirttiğimiz sözlerinden sonra Norveç Edebiyat ve İfade Özgürlüğü Akademisi tarafından 13 Ekim 2006’da “ödüllendirildi.”
Leyla Zana, Avrupa Parlamentosu’ndan “Sakharov Barış Ödülü” aldı. (Zana’ya ödül 1995’te verilmişti ama o yıllarda hapiste olduğu için ödülü 9 yıl sonra 2004’te aldı.

Yani Devletimizi bölmek parçalamak isteyenler ödüllendirildi! Kim tarafından?

AB… Yani Avrupa Birliği Devleti!

Türkiye, Avrupa Birliği’nin sanki daimi üyelik adayı… Sonu gelmez! Tam anlamıyla bitmeyen oyun!

Yukarıda belirttiğim kişiler Avrupa Birliği’nden ödül aldılar. Peki ya diğerleri?

Diğerleri de sıradalar… Merak etmeyin onlarda çalışmalarının karşılığını alır! Bol bol ödül var zaten hepsine yeter…

Birde sözde Ulusalcı ve Atatürkçü geçinen bazı Cumhuriyet gazetesi yazarlarına bikaç şey söylemek istiyorum…

Mesela Başta Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İlhan Selçuk’a!

Orhan Pamuk’a ve Hrant Dink’e dava açıldığında, köşesinden;

“Pamuk’un ve Dink’in cezalandırılmalarına tümüyle karşıyız” (Bir Bardak Suda Fırtına.., İlhan Selçuk, Pencere, Cumhuriyet Gazetesi, 14.10.2005) diyen Selçuk…

Sonra yine bir Cumhuriyet Gazetesi yazarı Oral Çalışlar’a;

“Hrant’ın mahkum olan yazısında ne söyleyip ne söylemediğini tartışmayacağım. Sonuç olarak düşüncesini söylemişti. Bu düşünceler bir kısım insanın hoşuna gitmeyebilir.”

“Düşünce ülkemizde hala suç olmaya devam ediyor. Hala yazanlar, çizenler, konuşanlar, sırf düşündüklerini söyledikleri için yargılanmaya ve mahkum olmaya devam ediyor.” (Arkadaşım Hrant Dink, Cumhuriyet, 08.10.2005) diyerek nesnellikten çok öznel bir yaklaşımla “ifade özgürlüğünü kullanan Çalışlar..

Fethullahçı Atatürkçü(!) Profesörümüz Toktamış Ateş’e;

“Hrant Dink’in 6 ay mahkumiyetine yol açan yazısını okumadım. Fakat Türklüğe hakaret ettiğini hiç sanmıyorum.

Orhan Pamuk’un o talihsiz beyanatı neden verdiğini anlayamadım. Zaten o zaman, bu konudaki “bilgi eksikliğini” vurgulamıştım. Ancak “Orhan Pamuk bazı şeyleri yanlış biliyor ve gereksiz konuşuyor.” Diyerek, Orhan Pamuk’u mahkum etmenin anlamı olduğunu da düşünmüyorum. Eğer bu ülkede düşünce özgürlüğü varsa insanların, doğru yada yanlış, her türlü düşüncelerini dile getirme özgürlüğü olduğunu düşünüyorum.” (Düşünce Özgürlüğü ve Hrant Dink” Arayış, Cumhuriyet, 11.10.2005) diyerek tam bir laf salatası yapmış olan ve söylediklerinden kendisi de bir şey anlamayan profesörümüz Ateş’e..

Cumhuriyet’in baş yazarı Ali Sirmen’e,

“Özgün görüşlerini savunan, gazeteci Hrant Dink 2005 yılında, Türklüğe hakaretten, 6 ay hapis cezasına çarptırıldı, cezası 6 ay ertelendi. Hrant Dink kendine özgün görüşlerin ve cesur tavırlarıyla, çok kişiye, hatta kimi zaman artık bir avuç kalmış Ermeni cemaatinin kimi üyelerine de aykırı bir insan.

Şahsen ben, “1.5 milyon Ermeni’yi kestik” diyen Orhan Pamuk’un bu sözlerinden çok, velev ki, belgesiz ve dayanıksız olsun, bu fikri açıkladığı için kovuşturulmasını toplum için tehlike olarak görüyorum.” (Atilla İlhan’dan Hrant Dink’e Türkiye, Cumhuriyet, 13.10.2005)

Yine bir Cumhuriyet yazarı Zeynep Oral’a,

“Lafı dolandırıp durmayayım: Hayır, asılacağından falan değil, sırf mahkum olduğu için günlerdir Hran dink ile atıyor kalbim.

Orhan Pamuk hakkında “Türklüğü alenen aşağılama” suçundan, üç yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
Evet birileri Türkiye’yi ve Türklüğü fena halde alenen aşağılıyor… Ama kim?
Dilerim şu günlerde Hrant Dink’le ve Orhan Pamuk’la karşılaşmam… Karşılaşmam ki, özgürlüğümden utanmayayım!”
(Özgürlüğümden Utanmak, Esintiler, Cumhuriyet, 16.10.2005) diyen ama diğer arkadaşlarıyla nesnel bir inceleme yapmaktansa gene öznel ve duygusal bir açıklama yapmayı yeğleyen Oral’a..

Cumhuriyet gazetesi yazarı Vecdi Sayar’a,

“Önceki gün, bir grup arkadaş Hrant Dink’i ziyarete gittik, Agos Gazetesi’ne. Dostluğundan her zaman gurur duyduğum Ermeni bir yurttaş, seçkin bir aydının “Türklüğü aşağılamaktan” hüküm giymesine tepkisiz kalamazdık elbette.

Şimdi de, Orhan Pamuk benzer suçlamalarla karşı karşıya. Umarım, uluslar arası yazar örgütleri ve Avrupa Birliği’nin uyarıları etkili olur da benzer bir akıbetle karşılaşmaz Pamuk.” (Çok İşler Oldu İstanbul Şehrinde, Kedi Gözü, Cumhuriyet, 14.10.2005) diyerek Avrupa Birliği’nin zaten içişe olan ilişkilerimize daha da baskı yapmasını isteyen, tüm devletlerin yıkımlarında baş neden olan azınlıklar üzerinden siyaseti yeniden hortlatmaya çalışan şu cümlelerle Sayar’a…

Görüyorsunuz ya, profesörler bile bu ülkede okumuyorlar, okumadıkları yazı hakkında fikir beyan ediyorlar! Böyle olmamıştır da şöyle olmuştur… Yapmaz canım, yapmaz kesinlikle! Sanki çocuklarının kötü bir işe bulaşıp, sonra haber verildiğinde “hayır benim çocuğum öyle biri değil, yapmaz kesinlikle” diye kol kanat geren ebeveynler…

Ne günlere düştük?

Sizler bu ülkenin “aydın” kişilerisiniz… Oturmuşsunuz size verilen “ifade özgürlüğü” denilen şeylerden yararlanıyorsunuz. Hem de teröristlerin ve bölücülerin kullandığı “ifade özgürlüğünden”…

Yazın çizin bakalım belki size de bir “ödül” verirler…

 

alıntıdır  http://vatanhainleri.wordpress.com/

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !